Bir Dil Öğrenme Yolculuğunun İlk Altı Ayı: Dijital Değneklere Tutunarak
Almanca öğrenmeye başladım. Bu cümle, kulağa ne kadar basit gelse de, arkasında altı aylık bir periyoda yaydığım, büyük bir planlama ve hatta biraz da endişe saklıyor. Bir blog yazarı olarak, bu süreci şimdiden yazmak, "başardım" demek için değil, aksine yolun başında yaşadığım o küçük ve can sıkıcı zorlukları not düşmek için bir ihtiyaç gibi geldi.
Selamlar,
Öncelikle bu yolculuğa tek başıma çıkmadım. Duolingo’dan aldığım kurs, işin yapı taşlarını oluşturuyor. Ama asıl ilginç olan, yanımda iki dijital asistanım var: ChatGPT ve Gemini. Onlarla kendime haftalık, aylık hedeflerden oluşan, altı aylık bir çalışma planı belirledim. Bu, kulağa çok organize geliyor, değil mi? İşte ilk zorluk da tam burada başlıyor: Mükemmel planın ağırlığı.
Gündelik hayatın akışında, o titizlikle hazırlanmış planın bir gün gerisinde kaldığımda hissettiğim o anlık başarısızlık duygusu, beni tümden durdurma gücüne sahip olabiliyor. Bir sonraki gün o eksik saati telafi etmeye çalışmak, öğrenmeyi keyifli bir keşiften, bitirilmesi gereken bir göreve dönüştürüyor.
İkinci büyük zorluk ise, sistemlerin sunduğu kusursuzluk. Duolingo'da cevap her zaman ya doğru ya da yanlış. ChatGPT ve Gemini ise, dil bilgisi kurallarını bir makine gibi, pürüzsüzce açıklıyor. Oysa gerçek dilde durum böyle değil. Ne zaman ki ilk defa bir Almanca metin okumaya kalktım, ne Duolingo’nun renkli görselleri ne de yapay zekanın net tabloları bana yardımcı olabildi. Kelimeler, cümle içinde farklı anlamlara bürünüyor, dil bilgisi kuralları bir anda esnekleşiyor. Kitaptaki o der, die, das karmaşası, dijital ortamdaki o kadar düzenli değildi.
Bu durum, bana bir şeyi fark ettirdi: Yapay zekalarla çalışmak harika, çünkü anında geri bildirim sağlıyorlar ve müfredatı kişiselleştiriyorlar. Ama bu aynı zamanda bir güvenlik ağı yanılsaması yaratıyor. Onlarla konuşurken kendimi çok akıcı hissedebiliyorum; çünkü hatalarımı anında düzeltiyorlar. Fakat telefonu kapatıp gerçek bir metne döndüğümde, elimden o değnek alınmış gibi sendeliyorum.
Şu anki hissim, devasa bir bilginin okyanusunda, elimde sadece bir kova olduğu. Altı aylık periyodun sonunda nerede olacağımı bilmiyorum. Belki de bu yolculuğun en büyük dersi, bir dili öğrenmenin, sadece gramer kurallarını ezberlemekten ibaret olmadığını, aynı zamanda hata yapma cesareti göstermek ve o mükemmel planın dışına taşma özgürlüğünü kabullenmek olduğunu anlamak.
Bu altı aylık macerada, yaşadığım zorlukları ve o küçük "başarı anlarını" zamanla paylaşmaya devam edeceğim. Kimseye Almanca öğretmek gibi bir iddiam yok; sadece bu dijital çağda bir dil öğrenmeye çalışan, sıradan birinin deneyimlerini içtenlikle aktarmak istiyorum. Belki de bir gün bu yazıyı okurken, ilk başta yaşadığım zorluklara tebessüm edeceğim.
Şimdilik mücadeleye devam.